Where Is Garcinia Cambogia From Weight Loss

Reviews Of Pure Garcinia Cambogia Weight Loss Consuming huge amounts of sugar still isn t advised even you take Gymnema to decrease your blood sugar. Eating right and working out on a regular basis is still your best choice against obesity and diabetes. So eat healthy food and live a good life. Facts On Weight Loss If you have been trying hard to achieve that perfect shape, you can use Anadrol, the most effective steroid. It is widely used for its muscle augmenting and body strengthening properties. Read on to learn more about the potential steroid, its features and effects. Oriental Quick Weight Loss Diet However, above mentioned tips would prove to be useful for people who are suffering for lack of appetite. But, an herbal appetite enhancer is essential for complete treatment. Moreover, herbal products are not only extremely effective but also beneficial for the body. And, unlike chemically composed products, an herbal supplement nourishes the body. In addition, the herbal products positively affect the vital organs to make them more efficient, which is beneficial for overall health and well being of an individual. Also, they are made with potent herbs that are used since ancient times for the treatment of lack of appetite and loss of weight.

I ll tell you why. We are focusing on the wrong goal. For whatever reason, we must not perceive our weight loss as being important enough to achieve. So what would be important enough to stick to our new healthy eating habits? Your HEALTH! Nothing in this world is more important than the state of your health. Think about it, your health affects everything else in your life. Once our health is compromised we automatically change our lifestyle habits. Just look at President Clinton. Not until he had the ultimate health scare did he really change his eating and exercise habits. Let s not wait until our bodies completely have a break down before we decide to take care of ourselves. If you feel lousy, everything you do that day is lousy. Likewise, if you feel great, everything you do that day is great. So this year, let s not focus on just losing a few pounds, let s focus on Health, the #1 thing in our lives.

Aside from improving the social interaction of people, playing basketball also helps instill the value of unity and cooperation. One of the major advantages of team sports such is that is teaches each member the value of being one while playing the sport. Since everybody wants to win, all members will be forced to cooperate with one another to achieve a common goal of winning. Trying To Lose Weight Rosehips

Remember, just because something is marketed as natural does not necessarily make it a better alternative to drugs and other methods.


Weight Loss good diet plans weight loss 9426 88099808 4.5 / 5(from 297 reviews) 1.1 USD Suppliers: In Stock
ATATÜRK’ün İlk Basın Toplantısı | Baska bir dunya Bam baska bir dunya sitesine hos geldiniz
Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
ATATÜRK’ün İlk Basın Toplantısı
Time-227x3002-226x300
digg 16 ATATÜRKün İlk Basın Toplantısı reddit 16 ATATÜRKün İlk Basın Toplantısı delicious 16 ATATÜRKün İlk Basın Toplantısı google 16 ATATÜRKün İlk Basın Toplantısı myspace 16 ATATÜRKün İlk Basın Toplantısı facebook 16 ATATÜRKün İlk Basın Toplantısı yahoobuzz 16 ATATÜRKün İlk Basın Toplantısı twitter 16 ATATÜRKün İlk Basın Toplantısı

HALİDE

EDİP

ADIVAR

romancı ve devrimcidir. Üsküdar ın Kız Koleji’nden mezun oldu. 1968 beri çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı. Okullarda da tarih ve i öğretmenliği yaptı. 1917 yılında i eşi Adnan Adıvar’la Anadolu’ya Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katıldı, ne önce nbaşı, sonra çavuş rütbesi Siyasal görüş ayrılığı nedeniyle 1926 rürkiye’den ayrıldı. Döndükten sonra 1 Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebi- lümü’nde profesör olarak görev aldı, omanlan vardır.


ADNAN

ADIVAR

Bilim ve fikir adamıdır. Tıbbiye’yi ği günlerde, Abdülhamid’e k9rşı çalı- arasmda olduğu için hakkında soruş- açıldı. Eşi Halide Edip Adıvar’la e Anadolu’ya geçerek, Ulusal Kurtuluş ı’na katıldı. 1926 yılında Türkiye’den . ve Avrupa’ya gitti. Dönüşünde İslam lopedisi Yazı Kurulu Başkanlığı yaptı. . gazetelerde makaleleri ve fıkraları landı.


SUPHİ

NURİ

İLERİ

Gazeteci ve hukukçudur. İstanbul Hukuk tebi’nden sonra, Paris’te Siyasal Bilgiler lu’ndan mezun oldu ve Paris Hukuk ve ıomı Bilimleri Fakültesi’nde doktora ı. İstanbul’da Yüksek iktisat ve Ticaret u’nda profesör oldu. İkinci İleri Gazete- kurdu.




1923 yılının ocak ayı başında yurt gezisine başladığı ilk gün,

Kemal Paşa’ya İzmir’den üzücü bir haber geldi, • “Annesi Zübeyde Hanımefendi, İzmir’de vefat etmişti.”

“Annesi Zübeyde Hanımefendi, İzmir’de vefat etmişti.”

Mustafa Kemal Paşa, yurt gezisine devam etmek ya da İzmir’e, annesinin cenazesine gitmek konusunda bir sûre karar veremedi. Bu duraksamasının sonunda, yurt gezisini bir süre daha devam ettirmeyi uygun buldu.

Bindiği tren, bir istasyonda durduğunda Mustafa Kemal Paşa, çevresini saran komutanlar ve halkla görüşürken, kalabalığın arkalarından bir kadının bağırmalarını duydu.

Başı siyah bir yazmayla örtülü yaşlı kadın, kendisine engel olmak iste­yenlerden kurtulup, kalabalığı yarmak ve Mustafa Kemal Paşa’nın yanına ulaşmak için çabalıyordu.

Güvenlik güçleri ise, onun bu davranışını engelliyordu.

Mustafa Kemal Paşa, yaşlı kadının çırpınmasını görünce, kendisine engel olan güvenlik mensuplarına sordu:

“Niçin bırakmıyorsuuz?” dedi, “Belki bir derdi, bir diyeceği vardır… Bı­rakınız gelsin…”

Güvenlik mensuplan geri çekildiler. Kalabalık yol açtı. Ve başı siyah yazmalı kadın, Mustafa Kemal Paşa’ya doğru ilerledi.

O’nun yanına gelince de, gözlerini gözlerine dikti, bir eliyle de, omuzuna uzandı, oğlu yaşındaki Paşa’nın omuzunu sıvazlamaya başladı.

“İşittim ki, anan ölmüş” dedi, “Başın sağ ola…”

Mustafa Kemal Paşa bir süre hareketsiz kaldı. Halkın nabzını ve belirli konulardaki görüşlerini saptamak amacıyla çıktığı yurt gezisinde, annesini kaybettiği gün, karşısında yeni bir anne buluyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın gözleri nemlendi:

“Evet, anam öldü” dedi yavaş bir sesle ve sonra birden kendini toparla­dı:

“Fakat vatan ana sağ olsun” dedi.

Mustafa Kemal, ertesi günü İzmit’te İstanbul basınının temsilcileriyle buluştu. Şimdiye kadar açıklanmayan bu toplantıyı yıllar sonra MİLLİYET Gazetesi Başyazarı Mahmut Soydan, ATATÜRK’ün direktifiyle kaleme aldı, işte Atatürk’ün Türk basın temsilcileriyle yaptığı sorulu cevaplı konuşmayı aşağıda bulacaksınız:

ATATÜRK— Konuşacağımız önemli sorunlar neyse önce onları’ belirleyelim. Neleri öğrenmek istiyor­sunuz?

İLERİ — Barışa nasıl varacağız. Seçimler ne zaman yapılacak?

İSMAİL MÜŞTAK – İstanbul’un geleceği ne olacak?

KARAOSMANOGLU- Halk Partisi’nin geleceği hakkında görüşleri­niz?

İLERİ— Başkent neresi olacak?

KARAOSMANOGLU- Büyük Millet Meclisi’nde beliren görüşleri öğrenmek isteriz. Gruplar arasında anlaşmazlık olduğunu duyuyoruz. Anlaş-

amamazlığın niteliği nedir? Mecliste ilerici   ve tutucu guruplar var.    Bunlar birbirleriyle çekişiyorlar.Bunlardan hangisi daha güçlü?

MÜŞTAK— Yeni anayasa devletinin kesin ve sürekliliğini  sağlıyacak ve belirleyecek  mi?

— Savaş sorumluları cezalan­dırılacak mı? Yani onları cezalandır­makla ülkede sorumluluk duygusunun egemen olacağı gösterilecek mi?

YALMAN — Nüfus, göçmen alma ve bugünkü nüfusu çoğaltma sorunları var. Savaş ve sefalet yüzünden azalan nüfusun çoğalması için ne gibi önlemler alınacak?

İLERİ _ Kendimize dost ülkeler ara­yacak mıyız’ yoksa tek başımıza mı ka­lacağız?

YALMAN — Bir memur sorunu var. Partilere ve devlete bağlı memurlar diye bir ayırım yapılıyor. Bir parti iktidara geldiği zaman öteki partiye bağlı me­murların işine son veriliyor. Böylece uz­manlaşmış memurlardan yararlanma olanağı ortadan kalkıyor. Bu konuda ön­lem alınacak mı?

Sorulan teker teker not ediyordu. Bir ara kendisi sordu:

— “İstanbul’da hilâfet ve saltanat tartışılıyor mu?”

İL MÜŞTAK— İçten içe konuşuluyor.

ATATÜRK- Nasıl?

MÜŞTAK- İstanbul’da halk memnunlar ve memnun olmayan diye ikiye ayrılıyor. Saltanat ve konusu da halkın bu duygusuna İstanbulluların çoğunluğunu sağlayan memurlar büyük bir ümitsizlik içinde.


YALMAN_ Halifenin görev ve yetileri  belirlenecek  mi? Yoksa halife sadece dini bir nitelik mi taşıyacak?

İLERİ—    Mudanya . Ateşkes Anlaşması yapılmasaydı ordu harekâtı sürdürülse  daha iyi olmaz mıydı?

ATATÜRK— Mudanya  Ateşkesi hareketiyle elde edilecek sonuçlar elde etmişsek, barış görüşmelerini belirsiz bir süre uzatmaya ne gerek var. Savaş sorumlularına  değinmiştiniz. Osmanlı devletinin dünya savaşına neden  girdiğinin sebebini hâlâ bilmiyorum.Savaş dışı kalabilir miydik? Hiç degilse savaşa daha sonra giremezmiydik. Bunların değerlendirilmesinde  yarar vardır.

Savaşa girdikten sonra yönetim bakımından birçok hatalar işlenmiştir. Orduların görevi ülkelerin kendi varlıklarını  korumaktır. Bunu unutup yabancıların gayelerine âlet olmak doğru değildir.

Savaşı yönetenler kendi varlığımızı başkalarının esiri olmuştur.Kendi ülkemizi savunmaya yetmeyen kuvvetlerimizi Geliçkaya, Makedonya’ya ve İrana göndermekle hata edilmiştir.Bu hataların birinci sorumlusu 

Onun emriyle hareket edenleri sorumla tutmak doğra değildir Onlar görevlerini yapmışlardır. Politik  sorumlular da ölmüşlerdir. Bu nedenle hangi sorumlulardan bahsediyorsunuz’’

öteki sorunuza geçiyorum:

Kurtuluş Savaşımızın gayesi, olusun bağımsızlık ve egemenliğini sağlamak ve sürdürmektir. Ulusun bağımsızlığını kazanmak için gereken yol “Millî Mısak” ile çizilmişti. Egemenliğimizi kazanmak için de gerekenler yeni ana­yasa ile saptanmıştır.

Ordulanmızm zaferiyle Millî Misak’a ulaşmış bulunuyoruz. Şimdi temsilcile­rimiz bunun onaylanması için Lozan­’dadır.

Şimdi başkent konusuna geçiyorum:

Başkent bence, her türlü tecavüz ve saldınya karşı güç ve heyecanını koru­yacak bir yerde olmalıdır. Bir savaş ge­misinin top atışından telaşlanacak bir yerde başkent olmaz.

Başkent, ülkenin her yerine eşit uzaklıkta olmalıdır. Ülkenin bir kena­rında başkent yaptığınız zaman, bura­dan uzak kalan bakımsız yerleri u- nutuyoruz. Anadolu bugün baştanbaşa harabedir. Kasabalar, kentler hep böyle… Neden? İstanbul’u başkent yapmışız ve kendimizi sadece onun al­benisine kaptırmışız.

İstanbul en güzel kentimiz ve en kıy­metli varlığımızdır. Tüm Anadolu. İstanbul’un işgal altında kalmasının elemini çekmektedir. Hâlâ işgal altında bulunan İstanbul’u ve halkını düşünü­yoruz. Fakat bu sevgimiz İstanbul’u tekrar başkent yapacağımız şeklinde anlaşılmamalıdır. İstanbul’un başkent olmaması ona olan ne sevgimizi ne de ilgimizi azaltır.

Birçok sebepler başkentin Ankara- Kayseri-Sivas üçgeni içinde olmasını gerektiriyor. Bu üçgenin ortasında bu­lunan Ankara pekâla başkent olabilir. Zaten olaylar orayı başkent yapmıştır. İstanbul mevkiini ve şerefini koruya­caktır. Ankara’da oturacak fakat İstanbul’dan her zaman yararlanacağız.

Sizler gibi aydın ve ulusu aydınlat­maya çalışan kişiler Ankara’ya hatta Van’a Erzincan’a ve Bitlis’e gitmelisi­niz. işte Ziya Gökalp Diyarbakır’da. Orada bir gazete çıkartıyor. Kısa sürede çevresinde yarattığı duyarlılık çok dikkat çekicidir.

Sizin gibi aydınlar gidecekleri yerler­de başlıbaşına bir dünya yaratabilirler.

Ülkenin bir yerinde değil, birçok ye rinde ilim merkezleri kurmalıyız. Baş­kent nerede olmalı? Ben böyle bir konun tartışılmasını bile yersiz

İstanbul un durumundan bahsettiniz. İstanbul başkent olmayınca kendi yüklüğü oranında bir idare şekline sahip olacaktır. Fakat hiçbir zaman özel statüye bağlanmayacaktır. İstanbulda hâlâ yabancı asker ve donanması varken bu tartışmalar doğru değildir.

, Atatürk _ Bir de nüfus sorumu» değinildi. Gerçekten de nüfusumuz top­raklarımıza göre çok az. Bunun nedeni  açıktır, önceleri büyük imparatorluklar peşinde koştuk. Ülkeler ele geçirdik  Dünyayı almak istedik. Her işgal et­tiğimiz ülkeye Anadolu halkını gönder­dik. Oralarda öldürttük. Avrupa’nın bir bölümünü, Mısır’ı, Irak’ı, Hicaz’ı  Yemen’i savunma ve korumak için kim bilir ne kadar Türk gencini öldürtük.

Şimdi bu durumu düzeltmek için sos­yal önlemler alacağız. Dışardan göçmen getireceğiz. Askerlik süresini kısaltacağız. İnsan gücü yerine makinaya yer ve­receğiz.

îleri _ Paşam, bir de Ermenilerin yurt sorunu var. Onlara toprak veril­mezse, şuraya – buraya grup grup gele­bilecekler mi?

Atatürk — Bunu önleyemeyiz. Bu topraklan sadece Ermeniler istemiyor­lar. Gildaniler, Asurlar, daha bilmem kimler bu hevesleler. Eğer hepsine top­rak vermeye kalksak, bizim elimizde kalmaz. Bizden o kadar çok şey istiyor­lar ki…

Efendim, önemli sorunlardan biri de Millet Meclisi’ndeki gruplar ve akım­lar…

Hep beraber meclisin üç buçuk yıllık geçmişini inceleyelim. İstanbul’daki meclis saldırıya uğrarken, benim Anka­ra’da düşündüğüm, meclis çalışmalarım sürdürmekti. Fakat birkaç kişiden ku­rulu bir topluluğu güçsüz ve hafif bulu­yordum. Büyük bir meclis olsun isti­yordum. Ne kadar büyük olursa ulusa daha çok güven verirdi. Bu meclisin yetkilerinin de geniş olmasından yanay­dım.

Kentlerde seçim yapıldı. Bu sırada ülkenin moral durumunu da hatırlamak gerekir. İstanbul’da koyu bir zulüm herkesi tehdit ediyordu. Anadolu’nun hiçbir yerinde güven yoktu. Neler yapı­lacağı konusunda hiç kimsede kesin bir karar ve düşünce belirmemişti. Karışık ve karanlık bir durumdaydık.

Bazı kentler gidişi iyi görmedikleri milletvekili göndermek konusunda uzun süre çekimser kaldılar. Bazı kentlerde gönderecekleri milletvekillerinin eninde sonunda idam edileceğine inanı­yordu.

ilk dönem sakin geçti. Bakalım ne olacak. diyorlardı. Meclisin açılışında uzun bir konuşmam oldu. O konuşmam­da hükümet kurulması ve hükümetin mteliği konusunda bir önerim vardı, önerimin hemen onaylanmaması için bir- iki kişi, bir-iki cümleyle inceleme istediler- Fakat bu sözlere önem verilmedi. Meclis oy çoğunluğuyla önerimi onayla­dı.

Tereddüt şuydu: Bilim ve hukuk a- iamlan önerimi inceledikleri zaman or­taya koyduğum hükümet şeklinin bun­dan öncekilere hiç benzemediğini gör­müşlerdi. Fransız devrimindeki meclisi ele aldılar. Fransız meclisi bildiğiniz gi­bi birer ikişer belediye üyelerinin birleş­mesiyle kurulmuş, geçici bir meclisti. Sırası gelince görevini asıl meclise dev­redecekti.

Bunu bilen bilim adamları, bu mecli­sin de o nitelikte olacağını, İstanbul’da­ki meclis açılıncaya kadar görev yapa­cağı düşüncesindeydiler. Bu meclisin seçeceği hükümetin de, İstanbul’daki hükümet görev yapacağı güne kadar süreceğine inanıyorlardı.

Ben böyle düşünmüyordum. Fakat önerimde düşüncelerimi itina ile ifade etmiştim. Duygularımı o gün daha fazla açıklamış olsaydım, çoğu beni bırakıp giderdi, öyle değil mi Adnan Bey…

Adıvar _ Çok doğru efendim.

Atatürk — Daha sonra usûl, yasa ve kurallar üzerinde duranlar oldu. Hatta bazılarının program   bile ha­

zırladıklarını duydum. Bunun üzerine önerimin temellerine uygun bir program hazırladım. “Halk Programı” adım taşıyan bu taslağı bir gecede bastık ve sonraki gün delegelere dağıttık. Onlar bu programla kendi programları arasın­da büyük bir fark görmüşler.

incelediler. Sonuçta anayasa ortaya çıktı. Anayasayı tartışıp onaylatmaya çalışırken anlaşmazlık kaba şekilde gö­rüldü. Böyle bir program ve böyle bir yasa hilâfet ve saltanatı ortadan kaldırır ve cumhuriyeti getirir.

Biz de, yanılıyorsunuz diyorduk. Sal­tanatı ve hilâfeti kaldırmak ve cumhuri­yeti kurmak bugünün konusu değildir.

Başka şeyler düşünenler de vardı. Tek vücut halinde bulunan meclis, beşe bölündü. Sağ-sol gibi değil. Duygusal ve kişisel sebeplerle bölünmüşlerdi. Hiçbir grupta karar alacak çoğunlukyoktu. Zaman zaman birleşiyorlar fakat çoğu zaman ayrıydılar. Bakanlar bun­dan çok güçlük çekti. İş o dereceye var­dı ki, en basit konularda bile karar alınamıyordu. Ben bu durumu çok tehlike­li gördüm. Çare bunları birleştirmek ve grup kurmaktı. Ona giriştim, önce tek tek, sonra da topluca görüşerek “Ana­dolu ve Rumeli Müdafaî Hukuk” adıy­la bir grup kurduk. Program olarak iki amaç gösterdik: Millî Misak ve Ana­yasa…

Millî Misak konusunda bütün meclis anlaşıyordu. Anlaşmazlık anayasa üze­rindeydi. Millî Misak üzerinde durarak grupta çoğunluğu sağlayabildik. Grup dışı olanlar azınlıkta kaldılar. Grup olarak birleştirdiğimiz kişilerle, düşünce olarak birleşmiş değildik. O günün duy­gusallığı, bizi bir araya getirmişti. Daha önce mecliste başlayan bölünme şimdi grupta oluyordu. Küçük küçük hiziple­rin doğduğu seziliyordu.

Anlaşmazlık kişisel nedenlerden do­ğuyordu. Benim kişiliğimden de mem­nun olmayanlar vardı. Birçoklan arka­daşlarımı istemiyorlardı. Sonuçta mem­nun olmayanlar kendi aralarında çalış­ma kararı aldılar. Sayılan gittikçe arttı, ama isimleri yoktu. Aradılar, fakat kendilerine bir isim bulamadılar. So­nunda biz de Anadolu – Rumeli Müdafaî Hukuk Cemiyeti’ne bağlıyız. Fakat iki numaralı grubuz dediler. Bu grup za­man zaman azaldı, çoğaldı. Bunun ne­deni de şuydu:

İki grup arasında kalmış serüvenciler vardı. Bunlar kendi çıkarlannı hangi yanda bulurlarsa o tarafa geçiyorlardı. Bu gibiler, birinci gruptan her zaman uzak kaldılar. İkinci grup ve serüvenciler bakanlara saldırdılar, orduyu eleştirdi­ler. Ordunun iç işlerine kanşmak istedi­ler. Hatta, “Bu ordu ile hiçbir şey yapı­lamayacak. Bari ordunun yansını terhis

edelim” dediler. Sonra da “Ordu için başkomutana gerek yoktur” diyorlardı.

Tüm girişimlerinde başan kazanama­dılar, kazanamayacaklarım anladılar. Şimdi çöküntü halindeler. Yirmi üç kişi­ye indiler. Ayrılanlar da tövbekâr ol­muşlardır.

ileri _ Elliden yirmi üçe mi indi?

Atatürk _ Hayır, yetmiş dörtten… Aralarında çıkar ve duygu anlaşmazlığı var. Bugün bunlara bazı hocalar da ka­tılmıştır. Hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldıktan sonra bazı hocalar endişeye kapıldılar. Kendi din ve imanlarından kuşkulandılar. Acaba, “Ben Müslüman mıyım?” dediler. Böylece hocalann en cahilleri onlara katıldı. “Halife böyle ol­maz. Halifeye güç, kuvvet gerektir” dediler.“Bizbu hükümet şekline, meclisin bu görünümüne karşı değiliz. Bugün için Mustafa Kemal Paşa vardır. Fakat çekildiği veya öldüğü zaman yerine kimi getireceğiz. Biz birbirimizi çekemeyiz. Böyle bir meclis bulamayız. Sonuçta batarız. En uygun şekil başkanlıkta ha­lifenin bulunmasıdır. Halifeyi başkan yaparız. Onu bir kez seçeriz. Ondan sonra hiçbir şey düşünmeyiz” diyorlar. Son şekil budur.

Hilâfet sorunu hakkında konuşalım. Velit Beyefendi, siz nasıl görüyorsunuz, nasıl düşünüyorsunuz?

Velit — Sayın Paşam, ben bu sorunu düşünmedim. Barıştan sonraya bırakıl­masından yanaydım. Şimdi her şeyin üstünde olan ülkemizi düşmandan kur­tarmak olduğu için, bütün düşünce ve uğraşımızın buna aynlmasmdan yana­yım. Diyorum ki, bunlar çok düşünüle­cek konulardır. Buna iyi araştırabilmek için, zihinler diğer uğraşılardan, tasa­lardan uzak olmalıdır. Bence o dönem henüz gelmemiştir. Bunu kişisel olsun, köklü bir karar verebilmek için kesin kanaat sahibi olmak gerekir.

Atatürk _ Arkadaşlar, bir fikir ileri sürecekler mi? izin verirseniz yine ben devam edeyim. Çok istenirdi ki bu so­runun tartışması barıştan sonraya kal­sın. Fakat şimdi görülüyor ki bundan hararetle bahsedenler var. özetle, bizim isteğimizi kabul etmeyenler var. Biz, “Zamanı değildir, sükûneti koruyalım, asıl uğraşacak önemli görevlerimiz var­dır” diyelim. Fakat Şükrü Efendi diyor ki, “Halife şu demektir, halifenin yetki­si şudur, görevi de budur” ve bu düşün­ceyle tüm ulusun akima giriyor. Madem ki, olumsuz bir girişim vardır, bunu karşılamak zorundayız. Ya onlann id­diası doğrudur, ya bizim yaptıklarımız.

istediğimiz, bilim, ilim ve dinsel yönden bu ülkenin ve ulusun, yaşantısı,refahı, ve saadeti bakımından doğru olup olmadığının incelenmesidir.

Atay — Paşam, barıştan sonra daha güç olur… En uygun dönem bu gündür.

Yalman _ Durumun açık olmasından ileri gelmiyor mu? Hilâfetin tüm İslâm âlemini kapsayan bir müessese olduğu ortaya çıkar. Bir iç sorun olmak nite­liğini kaybeder.

Atatürk — Biz bu sorunu politik ola­rak sonuçlandırdık. Dünyada bağımsız ve yeni bir Türk devleti vardır. Devleti kuran ulusun bir Türkiye Büyük Millet Meclisi vardır. Ülkenin tek ve gerçek temsilcisi bu meclistir. Türkiye devleti­nin başkanı da vardır. Bu şekil dinsel­dir, bilimseldir, özellikle devletin bağımsızlığını en iyi koruyacak bir şe­kildir. Türkiye devleti başka bir makam tanımaz. Gerçekte de başka bir makam yoktur. Yani hilâfetin resmî durum ve niteliği yoktur.

Hilâfet tüm Islâm’ı kapsayan bir yö­netim noktası ise, tarihte bu hiçbir za­man olmamıştır. Tüm îslâm âleminin halife niteliğindeki bir kişi tarafından yönetimi olmamıştır. Hazreti Ali döne­minde “Sıffin” savaşmdan sonra îs­lâm dünyası halife adı altında, emir-ül müminin adı altında iki kişinin yöneti­minde kaldı, Bir tarafta Ali,halifeyim diye hükümet etmişti, öte tarafta da Muaviye aynı sıfatla hükümet ediyor­du. Abbasiler döneminde ise, bir tarafta Bağdat’ta, diğer taraftan Endülüs’te halifeyim diye saltanat sürenler vardı. Bugün Fas’ta ve Sudan’da halife var. Onlar da kendilerine emir-ül mümin di­yorlar. Bundan böyle tüm Müslümanla­rı hilâfet makamı altında bir noktaya bağlamanın olanağı yoktur. Şimdi Mı­sır, Hindistan, Türkiye ve Batı Islâmlamnın tümünün kendi çevrelerinin koşul­larından, geleneklerinden uzaklaştıra­rak ümmet adı altında birleşmelerine nasıl olanak tanınabilir. Bu tarihin hük­müdür. öte yandan dinin hükümleri de ayrı değildir. Gerçekte din yönünden hi­lâfet diye bir şey yoktur. Peygamber şöyle demiştir:

“ — Benden 30 yıl sonra hilâfet yok­tur.”

Hazreti Ömer, halife olduğu zaman kendisine “Halife-î Resülullah” demiş­ler. Kendisi de ilk hutbesinde, “Böyle bir sıfat bende yoktur. Halife demlen şey yoktur. Siz müminlersiniz, ben de sizin emirinizim.”

Zaten Peygamberin ölümünden sonra halife seçmek kimsenin akima gelme­miştir. Hilâfet adı altmda ortaya çıkan örgüt emirliklerden başka bir şey değil­dir.


BİLGİLER
tarafından 06 Aralık 2012 - 21:05 tarihinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Yazı Şuana Kadar 157 views kez Okunmuştur.
PAYLAŞ
Yorum yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Üye Girişi
Kullanıcı Adı
:
Şifre
:
Şifremi Unuttum?
ISTANBUL'da 5 Günlük Hava Tahmini
Şiir
ORKIDE

Zümrütü Anka’nın Gizemi Nergis&#..

tüm yazıları için tıklayın...
ORKIDE

Zifiri Akşamların Gizemi Olur Sevda

tüm yazıları için tıklayın...
ORKIDE

Yüreğim Yola Çıktı

tüm yazıları için tıklayın...
ORKIDE

Yokluğun

tüm yazıları için tıklayın...
ORKIDE

Yazamadığım Tek Şiirimsin

tüm yazıları için tıklayın...


Son Yorumlar
Sitemap